SANAL SOSYALLEŞME

Rukiye Ülkü KATITAŞ profil resmi

Kategorisi : Sosyal Medya ve Reklam

Yayınlanma tarihi : 01.04.2012

Etiketleri : siberalan, sanal sosyalleşme, virtual, imaginary, sanal, sosyal paylaşım platformları


 

 Sanal kelimesi sözlük anlamı olarak; gerçekte yeri olmayıp, zihinde tasarlanan ve tahmini durumları tanımlamak için kullanılan bir sözcüktür. Bilgisayar terimi perspektifinden  ise, “imaginary” ya da “virtual” olarak karşımıza çıkar ve  yine aynı şekilde “sanal, düşsel, hayali şeklinde” tanımlanır.

Sosyalleşme (toplumsallaşma) kavramının sözlük anlamı; bireyin kişilik kazanarak belli bir sosyal çevreye hazırlanması, toplumla bütünleşme süreci olarak karşımıza çıkar. Sosyolojik kavram niteliğinde ise sosyalleşme, yaşamını devam ettirebilmek için yardıma ihtiyaç duyan insanın, içinde doğduğu topluma uyum sağlama süreci olarak ifade edilir. Bu adaptasyon süreci içinde bir bireyin, kendisi hariç diğer insanlarla verimli bir iletişim içinde olması, bilgi alışverişinde bulunması, eğlenmesi, fikir yürütmesi, tartışması, kısacası, diğer insanlarla ortak bir takım paylaşımlarda bulunması gerekmektedir.

Tüm bu kavramlar ışığında sanal sosyalleşme; bireylerin birbirleriyle fiziksel bir reel alan içerisinde değil de, fizikselliğin olmadığı yeni bir yer olan siberalanda (siberuzayda) iletişim haline geçerek, ortak paylaşımlarda bulunması olarak tanımlanabilir. Fiziksel alan ile, siberalan arasındaki farklar ise şu şekilde listelenebilir:

 

FİZİKSEL ALAN                                                      SİBERALAN

Aynı mekan                                                             Ayrı mekan

Senkronize (Kanal İletişimi)                               Senkronize (Kanal İletişimi)                 

Duyuların tamamının kullanımı                          Duyularn sınırlı kullanımı                 

Doğallık (gerçek fiziksel hayat)                         Doğallık (gerçek fiziksel hayat)

Özgürlüğün gücü                                                     Hiyerarşik düzen

Hiyerarşik düzen

 

Bu araştırmanın amacı ise, bireylerin sanal sosyalleşmeyi yaşadığı, sosyal paylaşım siteleri, bilgisayar oyunları, bilgisayar programları, takip edilen forumlar gibi ortamları incelemek, bireylerin bu davranışlarının nedenlerini araştırmak ve bu davranışlar neticesinde oluşan avantajları ve dezavantajları gözler önüne sererek, örneklerle anlaşılabilir hale getirmektir.


SANAL SOSYALLEŞMENİN NEDENLERİ

 Bireylerin, internet ortamında zaman geçirmesinin temelinde, boş zamanı doldurma isteği, eğlenme ihtiyacını karşılamak, bilgi edinmek, araştırma yapmak, fikir alışverişinde bulunmak, yeni software öğrenmek, bilgisayar programları indirmek, bilgisayar oyunları oynamak gibi çeşitli nedenler bulunmaktadır. Ancak, internet üzerinden karşılanacağı düşünülen belli ihtiyaçlar giderildikten sonra bile, siberlandaki aktif arayış devam etmektedir. Bunun sebebi ise, internet ortamının uçsuz bucaksız bir elektronik bilgi okyanusu olması ve bu alanda tükenmek bilmeyen eğlence portallarıyla forumların mevcut olmasıdır. Diğer bir söylemle bireyler, siberalan aracılığıyla birtakım gereksinim ve beklentilerini karşıladıktan sonra bile, söz konusu yapay ortamda vakit geçirmeye devam etmekte ve bu elektronik ortamda geçen zaman dilimi, kendileri dahi farkında olmadan günbegün artar hale gelmektedir. Bunun nedeni ise, fiziksel herhangi bir eylemde bulunmaksınız, sadece göz ve parmaklar vasıtasıyla bir iletişim ortamına, hiper pratik bir şekilde dahil olabilme ve istenilen zamanda, istenilen biçimde bulunulan platformdan ayrılabilme özgürlüğüdür. Böylece bireyler, zaman kavramını yitirerek ve reel hayattan soyutlanarak, sanal bir ortamda kendisi gibi insanlarla sosyal bir ilişki içine girip, sanal cemaatleşme yoluna doğru gitmektedirler.

Sanal sosyalleşmenin benzerlerinden farklı olarak bir başka nedeni daha mevcuttur ki o da kendisini yalnız olarak atfeden insanların, reel hayatta değil, sanal ortamda sosyalleşme çabası içinde olmasıdır. Gerçek hayatta yapamadıklarını siberalanda yapmaya çalışan, gerçekte olmadıkları insana ancak bu sayede bürünebilen ve tüm bunlar sonucunda kimseye hesap vermek zorunda kalmayan bireyler, zamanının büyük bir çoğunluğunu siberalanda geçirmekten rahatsız olmamakla birlikte, bir süre sonra bu durum onların yaşam biçimi oluşturan bir hale dönüşmektedir. Bu duruma en güzel örneği “Second Life” isimli bilgisayar oyunu gösterilebilir. Bu simulatif oyun sayesinde bireyler, reelde fantezi bazında kalmış arzularını gerçekleştirme fırsatı bularak, olmak istedikleri ancak olamadıkları karakterlere bürünmektedirler. Tüm bu anlatılanlar sonucunda ise ortaya çıkan, “insanlar, siberalanda vakit geçirmelerinden dolayı mı yalnızdırlar yoksa reel hayatta yalnız oldukları için mi sanal dünyada sosyalleşerek efor harcarlar” paradoksu, kişiden kişiye farklılık gösteren ancak net bir cevabı olmayan bir tartışma konusudur.


SANAL SOSYALLEŞMENİN AVANTAJLARI

Bireylerin, siberlandaki sosyalleşme faaliyetlerinin en önemli işlevlerinden biri; istenilen bilgiye, çeşitli web tabanlı siteler, forumlar veya bloglar gibi sanal sosyal ortamlar sayesinde en kısa sürede ulaşabilme imkanı sağlıyor olmasıdır. Bu sayede bireyler, zaman tasarrufu sağlayarak, diğer uğraşları için maksimum zamana sahip olabilmektedirler. Siberalan kullanımı; matematik, fizik, kimya, biyoloji gibi anlatımlı dersler, tasarım programları, teknik çizimler, satranç benzeri strateji oyunları gibi uygulamalı alanlar için de eğitici videolar sunmakta, uygulamaya yardımcı olacak tutorial benzeri pusulalar sayesinde kullanıcıya tarifi zor bir kolaylık sağlamaktadır.

Diğer taraftan, bireyler arası iletişimin ücretsiz olarak ya da çok düşük bir maliyetle sağlanıyor olması, sanal sosyalleşme alanında, bireylerin fazlasıyla yararlandığı diğer önemli bir avantajdır. Bunun için bireylerin kullanımına açılan Facebook, Twitter, Delicious, Linkedin, Myspace, Reddit, Feed, Technorati, Friend Feed, Digg gibi sosyal paylaşım siteleri, kişilerin iletişim ihtiyacını karşılayacak düzeye erişmiş, kişiler arası iletişimde çığır açacak boyutlara ulaşmasını sağlamıştır.

Tüm bunların getirisi olan, daha kısa sürede, daha verimli iletişim; gerçek mekanda şekillenmiş ilişkileri sanal ortamda sürekli hale getirebilme avantajı, yurtiçindeki ve yurtdışındaki kişilere ulaşımdaki kolaylık gibi öğeler, sanal sosyalleşmenin insan hayatına girmesine ve hatta vazgeçilmez bir şekilde yer edinerek, söz konusu sistemler içinde yaşamamıza neden olmuştur.

Bu sayılan avantajların yanında, bireylerin video, kısa film, müzik, resim ve daha birçok amatör çalışmalarını, siberalan vasıtasıyla diğer insanlara ulaştırabilmesi, diğer bir değişle kendi reklamlarını yapmaları, tahmin edilenden çok daha kolay ve verimli olmaktadır. Ayrıca, bireyler, ortak paydada birleştiği diğer kişilerle aynı platformda yer alıp, bilgi ve fikir alışverişi, tartışma, eğlence gibi konularda birtakım paylaşımlarda bulunarak, yalnızlık hissinden kurtulmaktadırlar.


SANAL SOSYALLEŞMENİN DEZAVANTAJLARI

  Yapılan araştırmalar, sanal sosyalleşmenin dezavantajlarının, avantajlarından çok daha fazla olduğu görüşünü destekler niteliktedir. Çünkü siberlanda, çeşitli nedenlerle geçirilen zaman dilimi kontrolsüz bir biçimde artmakta, yerini kolaylıkla internet bağımlılığına bırakmaktadır. Bunun getirisi olan fiziksel ve ruhsal rahatsızlıklar, tahmin edilenden çok daha ciddi boyutlara ulaşmış, ancak giderek artan sanal sosyalleşme furyasının önüne geçebilecek kadar etki dalgası uyandıramamıştır.

Dr. Aric Sigman, “Biologist” isimli tıp dergisinde, sanal sosyalleşmeye alışan insanların gerçek sosyal ilişkilerinden ve yüz yüze iletişimden uzak kalmaları çeşitli biyolojik etkiler yaratabileceğini ifade etmiştir. Bunun yanında, bilgisayar önünde oturarak sosyalleşmenin genlerin çalışma biçimini değiştirebileceğini, bağışıklık sisteminin tepkilerini etkileyebileceğini, hormon seviyelerini değiştirebileceğini, damar sisteminin fonksiyonlarını bozabileceğini ve kişinin ruh halini bozabileceğini gösterdiğini kaydeden Sigman, bütün bunların da kişinin kanser, kalp krizi, beyin kanaması ve bunama gibi ciddi sağlık riskleriyle karşı karşıya kalmasına yol açabileceğini belirtmiştir.  

  Bu durum, psikolojik perspektiften incelendiğinde ise, kullanıcılar kendi bilgisayarlarını kendi zihin ve kişiliklerinin bir uzantısı, neredeyse vücutlarına sonradan dahil olan bir organ şeklinde değerlendirirler. Ve ancak bu uzantı veya organ sayesinde siberalana ulaşabileceğini ve gereksinimlerini karşılayacağını düşünme sorunsalıyla karşı karşıya kalırlar.   

Ancak yapılan araştırmalar neticesinde, bilgisayar bağımlılığıyla uyuşturucu madde bağımlılığı ve saplantılı kumar oynamanın benzer mekanizmalarla geliştiği ve benzer sonuçlara yol açtığı varsayılmaktadır. Örneğin yapılan bir araştırmada patolojik kumar oynama davranışını ölçen kriterler ufak değişikliklerle internet kullanımına uyarlanmış ve bu kriterler baz alınarak seçilen bir grup internet kullanıcısının üçte ikisinin internet bağımlısı olduğu tespit edilmiştir. İnternet bağımlısı olarak tanımlanan kişilerin ise, zamanlarının çok büyük kısmını oyun ve sohbet platformlarından geçiren insanlar olduğu belirlenmiştir. Diğer bir değişle sanal sosyalleşme, yerini patolojik bir rahatsızlığa bırakmıştır. Bu sorunsal o kadar büyük bir boyuta ulaşmıştır ki, artık bilimsel yayınlarda dahi bilgisayar ve internetin aşırı kullanımı, “patolojik internet kullanımı”, “internet bağımlılığı”, “bilgisayar/bilgisayar oyunları müptelalığı”, “problematik internet kullanımı” gibi psikolojik bir rahatsızlık-hastalık ifade eden terimlerle tanımlanır hale gelmiştir.


SİBERALAN VE İÇİNDE YAŞADIĞIMIZ DÜNYA

Kevin Robbins, siberalanı, postmodern zamanların ütopyacı bir vizyonu olarak nitelendirmektedir.  Robbins, çeşitli araştırmacıların düşüncelerini harmanlayarak siberalanı, aslında var olmayan ancak insanları gerçek dünyanın bozukluklarından ve rahatsızlıklarından kurtararak, onları düşler ülkesi gibi bir yerde yaşama şansı tanıyan ve neredeyse insanın kendisini “sanal bir tanrı” olarak görebileceği fantazya bir elektronik ortam olarak tanımlamaktadır.  Ancak kendisi, siberalanın insanlara sunabileceği daha mükemmel bir dünya olmadığı kanısını gütmektedir.

Siber alan ve sanal gerçekçilik gerçek dünyaya bir tepki ve karşıtlık olarak ortaya düşünülebilir. Siberalandaki mutlak özgürlük, bireylere istedikleri kimliklere bürünme imkanı sunmaktadır. Böylece kişiler, kendi fiziksel gerçekliğin tüm sınırlarından kurtulmayı başarırlar ve gerçek dünyada olamayacakları kadar güzel,  güçlü, kudretli veya saygın olarak, tüm kudret fantazyalarından beslenirler. Diledikleri karaktere sahip olup, diledikleri davranışları sergileyebilirler ve bunun sonucunda kimseye hesap vermek gibi bir yükümlülük taşımazlar. Böylece yeni bir dünya düzeni oluşması kaçınılmaz olmuş; insan ile makine, beden ve akıl, halüsinasyon ile gerçeklik arasındaki kesin farklar şeffaflaşmıştır. Sonuç olarak ise; ara yüzeylere, bileşimlere ve değişen durumlara ağırlık verilen bir durum ortaya çıkmıştır.

Sanal ortamda vakit geçiren kişiler, kendilerini zamanla, kendilerine benzeyen insanlarla  bir araya getiren bir iletişim silsilesi içinde bulmaktadırlar. Siberalan, bünyesinde barındırdığı kesintisiz özgürlük ve sunulan fırsatlar sayesinde, ortak ilgi ve alanlarda yer alan bireylerin kendi sanal cemaatlerini kurmalarına imkan tanımıştır. Bu ortamda bir araya gelen bireyler, gerçek dünyada yitirilen değerleri ve idealleri, sanal ortamda yeniden elde edebileceğini düşünerek, gerçek hayatlarını siberalana dahil etmişler ve gerçekliği sanal ortamda yaşar bir hale gelmişlerdir.

       KAYNAKÇA

  • Kemal Sayar’a ait olan “Psikolojik Mekan Olarak Siberalan” isimli makale -2002-

 

  • İsmail Hakkı Polat’a ait olan “Yeni Medya; İnternet ve Mobil İletişim” -2006-

 

  • Erkan Bayraktar’a ve Fatih Kaleli’ye ait olan “Sanal Gerçeklik ve Uygulama Alanları” isimli makale -2007-

 

  • Robins, İmaj, İçinde Yaşadığımız Dünya, Ayrıntı Yayınları, 2006

 

 

Bülten kaydı için tıklayınız