Ali'nin 8 Günü

Murat AKSER profil resmi

Kategorisi : Türkiye Sineması

Yayınlanma tarihi : 09.03.2012

Etiketleri : Nuri Bilge Ceylan, Sinan Çetin, Zeki Demirkubuz, Türk Sineması, Cemal Şan, 2009, Ali'nin 8 Günü, popüler sinema, ticari sinema, sanat sineması, Dilber'in 8 Günü, üçlemeler


Son on yılda Türk sinemasında iki akım ortaya çıktı ediyor. Birincisi Sinan Çetin-Mustafa Altıoklar çizgisine duran ticari-popüler sinema. Öbürü de Zeki Demirkubuz- Nuri Bilge Ceylan çizgisindeki sanat sineması. İlk tür sinemasal üretim üretilen ve tüketilen, kitlelere hitapeden, yıldız-medyatik oyuncularla tanıtımı televizyon destekli bir sinema. Diğeri ise yabancılaşma ve modern hayatta yanlız kalan bireyleri anlatan bir sanat sineması.

 

Cemal Şan’ın Alinin 8 Günü filmi işte bu ikinci tür sinemanın bir örneği. İstanbul Uluslararası Film Festivalinde gösterilen bu film bir üçlemenin Ruh-Akıl-Kalp üçlemesinin son filmi. Filmin ana karakteri Ali, hayatta yalnız kalmış ve ailesinden kalan bakkalı işleten ezik biri. Mahalleye yeni taşınan Zeynep isimli öğretmene duyduğu tutkulu ve platonik  aşk onun hayatına bilinmezler katıyor. En sonunda sevdiği kadını onun sevgilisine karşı korumaya çalışırken yeniliyor eziliyor ve eski sıkıcı hayatına geri dönmek zorunda kalıyor.

 

Film Türkiye sinemasında var olan melodramatik düzen içinde yerini alıyor. Karşılıksız aşk, köy-kent çatışması, kenar mahalledeki eğitimsiz esnaf genç erkeğin eğitimli kentli genç kadına olan imkansız aşkı. Şehirdeki yanlızlık hissi modernist bir kuşatılmışlık Antonioni’den bu yana sıkca işlenen bir konu. Bu filmde de son dönem Türkiye sinemasında gözlemlediğim erkeklikle hesaplaşma teması ağır basmakta. 1990ların ortasından sinemamızda beri kimlik ve modern yaşamın sorunları ön planda ve bu sınıfsal, etnik ve cinsel kimliğin sorgulanmasında görülüyor. Ali’nin 8 Günü’ndeyse bu daha çok cinsel kimliğin sorgulanması olarak kendini gösteriyor. Ömer Kavur’dan Zeki Demirkubuz’a kadar bu yalnız (çoğunlukla da erkek) bireylerin kendileri ve topluma olan hesaplanmalarna şahit oluyoruz. Bir bakıma bu filmden Ali Zeynep’in 8 Günü’ndeki zayıf ve ezik Zeynep’e tam denk duran karakter. Cemal Şan’ın bir önceki filmi olan Dilber’in 8 Günü’nde kadın olan Dilber karakteri hem çok güçlüydü hem de köy kollektif düşüncenin ve kimliğin çok baskın olduğu bir ortamda birey olabilme çabalarına şahit oluyorduk.  

 

Bunun ötesinde Ali’nin Sekiz Günü’nde bir erkeklik sorunsalı yer alıyor. Erkeklik nedir? Cinsel ihtiyaç mı? Ali zorunluluktan ya da tercihen kadınsız bir hayat geçiriyor ancak karşısına Zeynep çıkınca bu ihtiyacını yerine getirebilmek için bir çabaya giriyor, özellikle kadın dergilerine masturbasyon yapmaya başlaması bunun bir örneği. Peki bu ihtiyacını doludizgin kontrol edilemeyen hali tecavüz mü? Acaba bir gece eve dönerken şahit olduğu tecavüze karşı koymama sebebi acizliği mi yoksa başka erkeklerin de intiyaçlarını karşılamasına göz yumması mı? İkincisi erkeklik kaba kuvvet gosterebilme mi? şiddet uygulabilme machismo mu? Bu soruyu Ali’ye göre daha baskın olan iki karakter Kemal (Ufuk Bayraktar) ve Mehmet (Uğur Polat) üzerinden soruyoruz. Kemal’in lümpen erkekliği küfür, kaba güç, şiddet, tehdit, hırsızlık ile erkekliğini gösterirken, yakışıklı aşık Mehmet de kendini ona veren Zeynep’i ve aşkını elinin tersiyle itebiliyor, kadın dövebiliyor ve erkekliğinin uzantısı olarak tabancasını kullanmaktan çekinmiyor.

 

Tüm bunların yanında toplumun erkekten getirmesini istediği ödevleri yapamayanlar da  bakkala gelen ve uzun monoloğunda hayatın anlamsızlığına işaret edenadam (Süleyman Atanisev) gibi intihar etmek zorunda kalıyor (sebep işini kaybeden ve karısı tarafından terkedilmesi yani kapitalist düzende madden erkekliğini yerine getirememesi). Bu adsız kişi yönetmenin personasıdır, düşüncelerini en doğrudan seyirciye aktaran kişidir. Kadının yani Zeynep’in bu erkekliğini kabalık ve şiddet uzantısı ile ifade edenerkeğe olan tutkusu bir sado-mazoşist ilişkiye dönüşmekte ve toplumsal bir gerçekliğin yanında Ali’nin de dünyaya bakışını görsel bir ifadesidir. Zeynep sorunlarını kendi çözemez, iradesi zayıftır ve sadece Mehmet’e olan aşkı ile tanımlanmaktadır. Karşısında onu gerçekten sevgiyle adayacak olan Ali’yi görmez ve önemsemez. Mehmet ise kadınları tarif ederken toplumun kaypak ahlak anlayışını da suistimal ederek, üzerine cinsel fantaziler kurduğu Zeynep’e Alinin safça aşk mektupları yazması üzerine onu mahallenin namusuna göz dikmekle suçlar. Film erkeklerin iktidarsızlığı ile sonuçlanır. Kadını elde edemeyecekler, onlarca istenmeyecekler ya da ancak tecavüz yoluyla sahip olabileceklerdir. Sonunda izleyiciye kalan duygu nadir? Merhamet, korku ya da paylaşma, empati kurabilme, karşısındakini anlayabilme özelliğine sahip kişinin yüceliğine bir saygı mı? Cemal Şan bu cevabı doğrudan vermez, filmin başında ve sonunda gözüken Ali’nin sokak ortasında kalan pabucunun teki gibi bir metaforla bitirir filmini. Bu düzen masum, dürüst ve gönülden seven için bir cehennemdir. O nedenle düzeni temsil edenayakkabı da çıkmış sokak ortasında yatmaktadır. Bu açıdan Ali’nin Sekiz Günü Fehmi Yaşar’ın 1990 yapımı Camdan Kalp filmi ile de benzeşmektedir. Bu filmed de Kirpi karakteri temizlikçisinin hakkını aramak için köye gider ve oradan getirdiği köylüler tarafından bir gecekondu çöplüğünde öldürülür. Ve tıpkı bu şekilde pabucu yolda kalır. (Cemal Şan bu filmde oyuncu olarak rol almıştır).

 

Yapısal ve estetik açıdan Cemal Şan bu üçlemesi ile sinema tarihine ve senaryo yazarlığına 8 sekanslı yapıyı kazandırmıştır (genel olarak 3 perdeli yada 12 sekanslı yapı dramatik anlatımda standarttır)  Bu yapıda bir anlatımın her üç filmede de 4. ile 5. sekansı arasında ataletle yavaşlaması gibi bir sorunu var. Cemal Şan filminde minimalist bir yaklaşım izliyor. Geniş ve orta planlar, uzun monologlar (özellikle Zeynep’in dakikalar süren orta-yakın planda gördüğümüz tiradı) özelikle Ali’nin donuk mimiklerle nuansla verdigi oyun takdire değer. Cemal Şan’ın başarılı olduğu alan mizansen yaratma, dramatik durum yaratm,a dramaturjik olarak oyunculardan aldığı performans gerçekten kayda değer. Ancak Ali’nin 8 Günü’ne de baktığımızda ki bunu tüm üçleme için de söyleyebiliriz kadınlığın ve erkekliğin tanımına karşı bir tavrın hakim oluşu ve bir kaçınılmazlık-kader genel bir tema olarak filmlere hakim. Avrupa sinemasında başarılı örnekleri olan bir konuda iyi bir örnek çıkarmış Cemal Şan. (Aşk Üzerine Kısa Bir Film'deki bakan-bakılan istenen-arzulanan nesne/kadın ve saf bakan arzulayan/adamı gibidir Ali).

Bülten kaydı için tıklayınız